Bugün cruise seyahatimizin 2. durağı olan Half Moon Cay adasındayız. Sonunda Bahamalar’a ayak basabildik 🙂 Aman Allahım burası resmen cennetten kopma bir parça!

Half Moon Cay (diğer adıyla Little San Salvador Island) Bahamalar’da yer alan 700 adadan bir tanesi. Başkent Nassau’nun güneydoğusunda kalıyor. Adayı 1996 yılında cruise şirketlerinden birisi 6 milyon dolara satın almış. (Bahamalar’da yer alan bir ada için oldukça cüzi bir rakam değil mi ?) Bu nedenle adaya sadece cruise veya özel teknenizle gelebiliyorsunuz. Onun haricinde bir ulaşım seçeneği yok.
Sizi bilmem ama yaz tatili deyince her zaman tropik adalar hayal etmişimdir. Bakir koylar, hindistan cevizi ağaçları, bu ağaçlara bağlanmış bir hamakta sallanmak falan. İşte burası tam da öyle bir yer! Deniz turkuaz mavisi ve cam gibi berrak, kum ise un gibi, bembeyaz ve yumuşacık. Üzerinde yürümeye kıyamadım resmen 🙂 İdda ediyorum, aşık olup kalbinizin bir parçasını bu adada bırakacaksınız 🙂

Kıyıya vardığımızda şezlong ve şemsiye kiralayabileceğimiz bir alan vardı. Biz birazcık adayı keşfedip daha bakir bölgelerine gitmek istedik. Aman daha bakir falan dediğime bakmayın, ada zaten küçücük, kimsecikler yok. Sadece geminin kalabalığından uzaklaşmak istedik. Yalnız bu işin bir sıkıntısı şu ki, iki kişiyseniz ve beraber fotoğraf çektirmek istiyorsanız kumsalda yürüyüş yapanların gelmesini beklemek zorundasınız 🙂 İnsanların yaklaştığını görünce hemen toparlanıp ellerine fotoğraf makinasını tutuşturuyorduk. Bir diğer sıkıntı da, sosyal medyada fotoğraf paylaşmak istiyorsanız internet ve telefon çoğu zaman çekmiyor. (Bu arada Bahamalar’ın Turkcell’in akıllı yurtdışı paketleri kapsamı  dışında kaldığını da önemle  vurgulamak isterim. İnternet kullanımına dikkat!) Eh, demiştik ya, burası bakir bir ada ve yerleşim yok.
Neyse, bir ağacın gölgesine havlularımızı serdik ve hemen kendimizi o güzelim denize attık. Hava inanılmaz hsıcaktı. Aman haa sakın sakın güneş koruyucu sürmeden o kızgın kumların üzerinde güneşlenmeye kalkmayın, hele ki beyaz tenliyseniz. Mazallah haşlanıverirsiniz bir çırpıda, farkında olmadan. Güneş bayağı yakıyor, öyle böyle değil. Benden söylemesi.

Adada denize girmek, güneşlenmek ve ayıla bayıla fotoğraf çekmek dışında yapılabilecek başka aktiviteler de var. Scuba diving, jet ski, bisiklete binme, vatoz balıklarıyla oynaşma (Evet, böyle bir aktivite satıyorlar. Adanın arka tarafında bunun için ayrılmış bir bölge var. Oraya girip vatoz balıklarını elinize alıyorsunuz, bacaklarınızın arasından geçmelerine falan izin veriyorsunuz.), deniz dibinde balıkları seyretme, glass-bottom boat (Bunu nasıl Türkçeleştireceğimi bilemedim. Altı  cam olan bir tekne düşünün. Bu tekne ile tur yapıyorsunuz, bir yandan da deniz altını seyrediyorsunuz) ve kumsalda ata binme (Allah aşkına, bu sıcakta hiç gerek yok!) bu aktiviteler arasında.

 

 

Öğlen yemeği için bizim cruise orada bir barbekü parti yaptı. Sanırım yemek yiyebileceğiniz tek bir yer var, orası da Jimmy Buffet’s Margaritaville.
Bir diğer ayrıntı da, burası inanılmaz nemli. Gökyüzü her an bulutlarla kaplanıp yağmur yağabilir. Bir önceki yazımda da bahsettiğim gibi, Haziran-Eylül arası Bahamalar’ın en çok yağış aldığı dönemmiş. Biz ayrılmak üzereyken yağmaya başladı. Yağmurda denize girmek de çok keyifli.
Eh, daha ne anlatayım ki. Fazla söze gerek yok.
Güneşiniz bol olsun!!
Blue Lagoon Adası’nda görüşmek üzere!