İğneada senelerdir gitmek istediğim fakat nedense bir türlü gidemediğim bir yer. İstanbul’a yaklaşık 240 km uzaklıkta, yani hafta sonları da gidilebilir bir uzaklık. Eh, hal böyle olunca ne zaman uzun bir tatil fırsatı bulsam daha uzaklara gitmeyi tercih ediyorum. Orası nasılsa yakın ya, her zaman gidilebilir hesabı. Sonunda hadi dedim zamanı geldi artık, daha fazla ertelemenin anlamı yok 🙂 Ve düştük yollara 2 günlük İğneada kaçamağı için.

Uçakla bir yere gitmek iyi hoş kısa sürüyor ama araba yolculuğunun tadı gerçekten bir başka. Kahvaltı için sandviçler hazırlıyorum, termos bardaklara çay koyuyorum, yiyecek çantası hazırlıyorum. Çantanın içine bir şişe Rose şarap ve plastik kadehler de koyuyorum. Bagaj da katlanır sandalyeler de var, beğendiğin bir göl kenarına çek ve şarabını iç manzaraya karşı. Bundan ala keyif mi olur söylesenize!

Trakya tarafına doğru yollar bir yeşeriyor, bir güzelleşiyor ki…Sonra o meşhur longoz ormanları başlıyor. Balaban’ı geçtikten sonra duruyoruz ve arabadan iniyoruz. Şırıl şırıl su sesi geliyor, sesin geldiği yere doğru ilerliyoruz. Yeşilliklerin ortasında bir cennet var adeta.

Müthiş bir sessizlik hakim. Bir süre durup akan suyun sesini dinledikten sonra yola devam ediyoruz. Sarpdere köyünü geçtikten sonra Dupnisa mağarası var. Burayı da görmek istiyoruz gelmişken. Giriş 3 TL, öğrenci iseniz 1 TL 🙂 Mağaraya ulaşmak epeyce zahmetli. Neredeyse yüzlerce basamak çıkıyorsunuz. Mağaranın toplam uzunluğu 2700 metre imiş ancak yarasaların üreme dönemi olması nedeniyle içeride çok yarasa bulunduğundan bir kısmı kapalı ne yazık ki. O kadar küçük bir bölümünü gezebiliyoruz ki o basamakları çıktığımıza hiç değmiyor maalesef.

Geldiğimiz yoldan geri dönüyoruz. Buralarda Trakya’ya özgü lezzetler ve hediyelik eşyalar satanlar var. Hardaliye diye üzümden yapılan bir içecek satılıyor. Tadı gerçekten çok lezzetli.

Yola devam.. Yine bir dere görüyoruz. Bu defa dere kenarında tahta masalar ve oturma yerleri var. Tam bir mola yeri! İşte arabayla seyahati bunun için seviyorum, yol size türlü türlü süprizler sunuyor. Yolda olmanın tadına varıyorsunuz. Buranın ismini de vereyim de mutlaka uğrayın 🙂 Sarpdere’de Avcı Şevko’nun yeri.

Yola devam. Size yolların güzelliğini gerçekten anlatamam. Saatlerce longoz ormanlarının içerisinde yol alıyoruz. Yol bitmesin ve tadına varalım diye yavaş gidiyoruz resmen 🙂

Ve sonunda İğneada’ya varış. Konaklamamız Aydeniz Apart Otel’de. Burası 1+1 tertemiz daireler kiralayan bir yer. Müthiş bir manzarası olan bir de terası var. Mekanın işletmecisi bizi terasa davet ediyor. İğneada hakkında bilgi vermek üzere… İğneada, Demirköy’e bağlı 2000 nüfuslu bir köymüş. “Sadece denizden ibaret değildir, etrafında Longoz ormanları vardır.” diye ekliyor. Longoz ormanları Avrupa’nın en büyüğü, dünyanın ise ikinci büyük ormanıymış, biliyor muydunuz?

Ve işte otelimizin müthiş manzarası. Barbekü bile var terasta.

Tabi ki akşama doğru hemen alışverişe çıkıyoruz. Meze, et ve rakı. Oooo mangal ve rakı, akşam değmeyin keyfimize. Şerefine İğneada!